25 Temmuz 2012 Çarşamba

Bu gece Matiz gecesiymiş meğersem.

Önümde kahve ve çekirdek, bilgisyara oturdum. Hayır bu hazırlık dizi ya da film izlemek için değil. bu hazırlık müzik dinlemek için. Öyle çok kafaya takmışım ki, “Oturup müzik dinleyeceğim!!” diye geçiyorum bilgisayarın başına. Arada telefonuma bakıyorum, sigara yakıyorum falan.
Gözlüğümün üzeri hep parmak izi olmuş, bulanık görüyorum artık. Kaç zamandır evdeyim ve çok sıkıldım. Hiçbir şeye odaklanmıyorum, bakıyorum ama dikkat etmiyorum. O yüzden farketmemişim gözlüğümün pisliğini. Bi sileyim artık dedim. Önce müziği durdurup, tişörtüme sildim gözlüğümü. Sonra müziği geri açtım. Kafayı yiyorum sanırım.
Olsun, kayışımız koptu artık ama olsun. Zaten sağlam değildi. Buyrun siz de şarkı dinleyin.
Bu gece Matiz gecesiymiş meğersem.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

   Mesela bazı insanlar var. Arkadaşım demeye çekiniyorum. Çünkü arakdaş dediğin Facebook'ta olunur. Belki dost derdim ama bu arakdaş - dost ayrımı üzerine çok saçmalandı. O yüzden onu da demeyeceğim. Biraz bahsedeyim, siz karar verin.
   Mesela o insanlarla konuşmaya başlarken "Selam" demezsin. "Lan!" "Hoop" "Yarraam!" dersin. Ya da nasılsın demezsin. "Nettin lan it?" dersin. Ama buna asla darılmaz, gücenmez. Anlatacağın bir şey varsa "Nasılsın?" diye sormasını da beklemezsin, direk konuya dalarsın. Hatta sinirliysen biraz, konuya "Amına koyucam ya!" diye başlarsın, o da sakin olmanı, yavaş yavaş anlatmanı söyler, bunu söyler ama bir yandan da küfür eder. Hıı, ben burada arkadaşlık seviyesini küfürle ilişkilendirmiyorum. Arkadaşlık seviyesini rahatlıkla ilişkilendiriyorum. Yanında rahat olduğun insan sana çok yakındır. Arkadaştan bir adım ötedir.
  Biraz daha bahsedeyim aklıma gelmişken. Mesela plan yapacaksın, "Müsaitsen şunu yapalım mı? :)" demezsin. Emir kipi kullanır, "Şu gün şu saatte şurada ol!" dersin.
  Biraz önce yaşadığım, yazıyı yazmama sebep olan olayı da yazayım.
Ben: Şarkı ister misin lan?
        Al. http://www.youtube.com/watch?v=mdjkoHkQ2x0
        İsteyeceksin tabi.
        Sıkıyorsa istemem de de gör.
Tuğçe: Çok güzel lan bu.

   Neyse işte, böyle insanlara ihtiyaç var. Yapmacıklıktan, çıkardan, sahtelikten uzak, yanında kendin olabileceğin, hareketleriyle samimiyetini sana hissettirebilecek insanlara ihtiyacı var herkesin. Bu denli arkadaşlığı olmayan insanlarda kişilik bozukluğu olduğunu da tespit ettim. Gerçi herkes biraz adam olsa, kendi olsa kişilik sorunu falan da kalmaz.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Arkadaşa şarkı önermek

Hani bazı şarkılar vardır. Dinlemeye doyamazsın. Sürekli dinlersin. ama daha çok şey yapmak zorunda gibi hissedersin. Payşalırsın, yetinemezsin de arkadaşına özellikle gönderirsin. Heh işte öyle sevdiğiniz bir şarkı düşünün. İşte benim de öyle bir şarkım vardı. Gönderdim arkadaşıma. Verdiği ilk tepki “Eh işte. Ama sarmadı beni pek.” O anki bozulmamı hepiniz zaten hissedebilirsiniz. Ertesi gün mırıldanırken bi meldoye eşlik etmeler falan başladı. Neyse birkaç gün sonra o mırıldanmaya başladı. Birkaç gün sonra da o paylaştı. Hem de üzerine “Sizin için çok güzel bir şarkı keşfettim.” gibi bir şey yazarak.
Şimdi gel de sövme işte buna. Gelde belasını sikme, ecdadına kayma.
Bu olayın sonunu da görüyorum. Birkaç gün sonra da dinleyeyim diye bana link atar oruspu.
En çok da MFÖ'nün Fuat'ına üzülüyorum. Ben ki MFÖ'yü gerçekten çok sever, neredeyse tüm şarkılarını bilirim, ama Fuat'ın soyadını hatırlayamadım. İnternet baktım da hatırladım Güner olduğunu. Mazhar'la Özkan kurtarmış kendini. Mazhar müziklerinin yanında bir de televizyonda boy gösteriyor. Özkan zaten dizilerle buldu yolunu.
Garip olan şu ki, Özkan Uğur'u ya da Mazhar Alanson'u televizyonda gören kişilerin onların MFÖ üçlüsünde olduğunu bilmediğine şahit oldum. Türk Müziğinin gelmiş geçmiş en iyi müzik gruplarından biri olan MFÖ'yü halkımızın tanımaması çok garip değil mi sizce de? Birkaç şarkısı bilinse de o şarkıların MFÖ'ye ait olduğunu bilmiyorlar. Ve bu adamların televizyonda tanınması beni çok üzüyor. Ülkemizde müziğin bu kadar önemsiz olması beni çok üzüyor.
Sıkılmadan saatlerce tavla oynayabileceğim bir insanla her şeyi yaparım ben.Saatlerce nargile içebileceğim insandır aslında o. Ben bir sigara yakınca yalnız bırakmaz, eşlik eder. Sevdiğim bir şarkı çalıyorsa, etkilenmişsem; susar. Şarkıyı dinlememe, hissetmeme izin verir. Belki eşlik eder şarkıya, belki hislerime ortak olmayı dener. Ama asla bölmez, asla kesmez zevkimi.
Sıkılmadan bardak bardak kahve içeceğim insanla her şeyi yaparım ben. Kahve sevmeyen insanla olmaz zaten. Olmaz, olamaz. Bir bardakla birlikte sigara içeriz. Diğeriyle nargile. Diğeriyle sohbet ederiz.
Hayallerimi anlatabileceğim insanla her şeyi yaparım ben. Dinlemesi lazım beni. Her ne kadar uçuk hayaller de olsa anlaması, en azından anlamaya çalışması lazım beni. Arada kendini dahil edip bir şeyler eklemeli hatta. Sonunda da “Umarım sözde kalmaz da yaparız bunları.” demeli.
Her an, her şeye dahil olabilmeli benim arkadaşım. “Hadi kalk bizim tekneyle İspanya’ya gidelim” dediğimde, “Yolu biliyorsan gidelim” demeli.
“Dublin ne güzel şehir be!” dediğimde bana Dublin’i anlatmalı. O da sevmeli.
Birlikte Interrail planları yapmalıyız. Saatlerce yol haritası çıkartıp, hangi ülkede nereleri göreceğimizi not etmeliyiz. Nereye, kaç gün ayıracağımızı yazmalıyız. Olmazsa olmazları belirleyip gerçekleştirmek için söz vermeliyiz birbirimize.
İşte bu da benim ütopyam.