22 Ağustos 2012 Çarşamba

Hortum

Nasil da bencildi. O kadar bencil ve egoistti ki ucunda ölüm olsa bir seyin, baskasina birakmaz alirdi kendi canini. Bir o kadar da gururluydu yani. Belki de sirf baskasiyla muhattap olmamak icindi, kim bilir? Evet, kim bilir? Kimse bilmez, kendisi bile. Tüm bunlarin yaninda bir o kadar da tutarsizdi. Dunyanin en acimasiz merhametli insaniydi. En bencil hümanist, en serefsiz gururlu, en megaloman mutevazi insaniydi. Her seyi tutarsiz yasiyordu ama yasiyordu sonucta. Üstelik cogu insan bunlardan sadece biri bile olamiyorken o hepsi oluyordu. Cok gucluydu aslinda, ama bazen oluyordu ki en ufak bir ruzgarda yikilacak gibi oluyordu. Oyle hissiz ve ruhsuzdu ki, yaninda facia olsa anlik bir goz suzmesinden sonra gecer giderdi, ama oyle de bir hisliydi ki, bazen en kucuk bir olaya cozum bulmak icin kendini yer bitirirdi. Evet agir, cok agirdi tum bunlari yasamak. Ustelik herkesten kacip kendini gizlerken, kreste tek basina oynayan en sevilmeyen cocuk kadar yalniz yasiyorken hayati, bunlarin ustesinden gelmek cok zordu. Her seferinde soz veriyordu kendine. Her seferinde farkli bir soz, farkli bir yol. Oyle sozler, oyle kararlardi ki nereye esecegini bilemeyip kendi etrafinda donen bir hortum olmustu. Etrafindaki her seyi icine alan ama bir fayda saglamayan bir hortum gibi. Fazlasi degil. Her seye hakim olup yanina almak isteyen, ama basaramayan, bertaraf eden bir hortum olmustu. Herkes, her sey ondan kacar, saklanir, gecmesini bekler olmustu. Onlar kactikca yolunu bos bulup daha da büyümüstü hortum. Büyüdü, büyüdü, büyüdü ve artik tasiyamaz oldu hicbir seyi. Sonra mi? Sonra yanina aldigi her seyin enkazini birakarak yok etti kendini. Sadece bir hortumdu hayatta. Geldi, gecti, yikti gitti. Sükürler olsun ki gitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder