5 Ağustos 2012 Pazar

Kaybedenler Kulübü // Ben Büyüyünce Kaybeden Olucam.



                                                  Asu Maralman - Sigaramın Dumanı


Kaybedenler Kulübü filmini hepiniz izlemişsinizdir muhtemelen. İzlemeyenler varsa tabi izlerler yakında, mutlaka duymuşsunuzdur. (Nasıl izlemediniz lan? Bırakın gidin abi, bunu izlemediyseniz bırakın okumayın yazıyı!!) Neyse, herkese saygımız var tabi.

Ben filmi izleyenlerdenim. Hatta çok beğenenlerdenim. Beğenim filmi tam olarak anlayıp anlamadığım anlamına gelmez.

Şöyle bir şey var; filmi izledim, çok beğenedim, hatta bazı yerlerde yüzümde aptal bi sırıtmayla o ortamda bulunmak istedim, kısacası keyif aldım. Ama sorgulamak istediğim şey "kaybeden" olma kriteri. Benim için "kaybeden" olmak nedir? Benim için kaybeden olmak, yapmayı çok istediğin şeyler olup da paran ya da başka olumsuz imkanlarından dolayı yapamamandır; çok paran olup yapacak hiçbir şeyinin olmamasıdır (aile zoruyla tıp okuyanlar, siz bu gruba giriyorsunuz canlarım, kusura bakamayın); para da olsa, zaman da olsa mutsuz, kimsesiz olmaktır. Ben kaybeden miyim? Şu an için evet. Yapmak istediğim çok şey var ama şartlar ve imkanlar yetersiz.

Filmde ele alınan adamların kaybedenlik derecelerini inceliyorum şimdi de. Birinin çok güzel motoru var, fotoğraf makinesi var, basım evi var. Çok yakın bir arkadaşı var ve bu arkadaşıyla beraber radyo programı yapıyor. (Burada küfür ediyorum, ama yazmıyorum, yoksa küfürsüz geçmem.) Sonra adamın sevgilisi oluyor, gayet mutlular falan ama bi sebepten ayrılıyorlar, e çok doğal, başkasını da bulabilir. Sonuçta sevgilisi olabilecek bir insan. E böyle e olunca "Bu nasıl kaybeden olmak?" diye sorguluyorum ben. Benim "kaybeden" tanımımdaki hiçbir şeye uymuyor bu adam. Hatta öyle bir durumda ki, neredeyse benim hayallerim. Hatta hepimizin hayalleri. Motor, fotoğrafçılık, basım evi (ben oranın sahibi olmayı bırak, çalışsam bile çok mutlu olabilirim), radyo programı. Hangimiz radyo programı yapmak istemeyiz ki? Hem de en yakın arkadaşımızla? Adam resmen benim hayallerimi gerçekleştrirmiş, bir de beğenmiyor. Kusura bakmayın ama amına koyarım ben böyle işin. Dayanamadım yazdım küfürü, affola.

Diğerini ele alacak olursak, adamda bir anne var, kültür abidesi, kitaplar veriyor kitaplar alıyor, kitabın ismini söyleyince içinden bır parça seslendiriyor. Ve öyle anlayışlı ve konuşulabilecek bir anne ki (yanlış anlaşılmasın, özenmiyorum, annemle aram iyidir, fakat anne-oğul arkadaş gibi olma olayı pek bana göre değil) bu çok kişinin hayalidir. Ve filmin sonuna doğru adam plak dükkanı açıyor. "PLAK DÜKKANI" !!!! Ben burada plakları o kadar çok sevip de bulamıyorken, halamdan kalma eski bir pikabı tamir etmek için haftarlardır uğraşıyorken adam "plak dükkanı" açıyor. Annesi adama plaklar hediye ediyor, hem de İngilitere'deyken aldıklarını. (Umarım yanlış hatırlamıyorumdur. Yok yok, İngiltere'ydi.)

Evet, durum böyleyken bu adamlar kendilerine "kaybeden" diyorlarsa, "kaybeden" olma kıstası bunlar ise eğer, hemen ben de "kaybeden" olmak istiyorum.

BEN BÜYÜYÜNCE KAYBEDEN OLUCAM!

Bu konu da bir şey söylemek ya da tartışmak isteyen olursa buyursun gelsin. lutfioner93@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder