2 Eylül 2012 Pazar

Bavul hazırlamak, yanıma alacağım kitapları seçmek, herkesle vedalaşmak çok güzel şeyler. Tatlı bir telaş var. "Evde neye ihtiyacım olur acaba?"" sorusuna dört koldan çözüm arıyoruz. Eksiklerimi tamamlıyoruz hızlıca. Bitti sayılır gerçi. Kitaplarımdan "Evladım olsa ancak bu kadar çok severim!" dediklerimi ve okumadıklarımı koliledim. Ayrılamayacağım özel eşyalarımı (Tuğçe'nin hediyesi olan nostaljik radyom ve pipom, ablamın hediyesi mini gramafonum, Cem'in hediyesi shot bardağım ve Cafe de Pera serilerim, dedemden kalma küllüğüm) da ayrıca koliledim. Yolculukta giyeceklerim dışında hiçbir kıyafetim kalmadı sanırım evde.

Teyzemler bizde, gideceğim için öğrenci evinde yiyemeyeceğin yemekler listesinin en başındaki yemeği, içli köfteyi yaptılar. Ben de çok severim. Hani evden ayrılacağım için en çok üzüldüğüm nokta. Başka da üzüldüğüm nokta yok gerçi de neyse.

İlk kez ayrılmıyorum evden. Liseyi de uzakta okumuştum. Hoş uzak dediğim de 1 saatlik mesafeydi. Ama olsun, 14 yaşındaki bir çocuk için uzak bir mesafeydi bence. 2 haftada bir evime geliyordum ama bu aynı şey değil. Bu üniversite, en başta reşitim, sonra da evim olacak. Güzel şeyler bunlar. Aile özlemi denilen ama bende bulunmayan bir şeyden bahsediyor insanlar ama ben anlayamıyorum tabi ki.

Bu gece şu an oturduğum çekyatımı da pikabın arkasına yükleyip yarın sabah erkenden yola çıkacağız. E hadi hayırlısı o zaman bana. Bundan sonraki yazılarımı da Gaziantep'ten bildireceğim.

1 yorum:

  1. Senin için her şey güzel olsun! İyi yolculuklar :)

    YanıtlaSil