5 Eylül 2012 Çarşamba

Gaziantep - 2

Dün erteledim ama bugün dışarı çıkma fırsatını buldum sonunda. Şehri gezmek, tanımak istedim biraz. Gaziantep eski bir şehir sonuçta. Eski evler, eski konaklar bulmayı umdum, buldum da. Düşündüğümün aksine harabe değildi hiçbiri, çok güzel restore edilmişlerdi.
Burada aklınıza gelebilecekten çok pasaj var. Her şeyin pasajı. Bakırcılar pasajına gittim ilk önce. Adından anlamak zor olmasa gerek, her şey bakır burada. Çay takımları, nargileler vs vs.
Sonra dün evimin çevresinde bulamadığım pipo tütünü aramaya başladım. Birkaç yere sordum fakat bulamadım. Hani nargilenin, tütünün merkezi diyebileceğimiz bir şehir olan Gaziantep'te bulamayacaksam nerede bıulacaktım? Meğer bunun için de ayrı bir pasaj varmış. Söylemez Pasajı. Tüm nargile, sigara, pipo ürünleri, çakmaklar, kül tablaları vardı. Captain Black tütünümü aldım, bir an önce eve gidip denemek için sabırsılanıyorum.
Biraz gezeyim dedim. Buranın çarşısı Adana'ya çok benziyor. Hatta haddinden fazla benziyor diyebilirim. Çarşıya geldiğimi Adana'nın Küçük Saat'ine benzeyen caddeden anladım. Aynı Adana^daki gibi büyül bir meydan var burada da. Eski bir Adliye Sarayı var bir de. Kullanıldığını sanmıyorum. Uzun zaman önc restore edilmiştir ya da hiç edilmemiştir bilmiyorum ama bu görüntüsü de hoşuma gitmedi değil hani. Eski şeylere olan bağlılığımı ne yapacağım bilmiyorum.
Gezdiğim yerlerde ilk baktığım şeyler nargileler ve gramafonlar. Kendimi alamıyorum resmen.

Gezerken "Saklı Bahçe" diye bir yazı gördüm. Gireyim bakayım nasıl bir bahçeymiş bu dedim. İki merdiven vardı. Birini indim, sağ tarafta bir cafe tarzı bir yer var. Tamamen bahçenin içinde, nargile ağırlıklı bir yer.  Diğer merdiveni inince de güzel bir park. Hoş, Gaziantep'te alabildiğine park var. Belediye iyi çalışmış, her yere park yapmış. Adana belediyesi nasıl kaldırıma çalışıp her yeri kaldırım yapmışsa Gaziantep belediyesi de dağı taşı park yapmış. Hoş ikisi de olayı çok yanlış anlamış.

Saklı Bahçe gayet güzel bir yer. Wireless şifrelerini de aldım, oradan yazıyorum şu an. Akşam üstü gelip oturmalık bir yer. Akşam güneşi vuruyor usul usul. Yalnız da gelinebilecek bir yer. Kafa dinlemelik. Birkaç kişi gelinince de gayet iyi sanırım. Buradaki insanlar pek eğleniyorlar. Neyse, Gizem gelsin de biz de fethedelim Gaziantep'i. Birkaç sigara daha içip kalakacağım buradan. Biraz daha gezip eve dönerim sanırım. Ev yürüme mesafesinde olsa güzel olurdu ama taa Allahın siktir ettiği yerde olduğu için otobüse binmek zorundayım.

Biraz da buraya gelirkenki izlenimlerimi yazayım. Gaziantep'in insanları garip biraz. Ya da ben Adana'nın sıcak insanlarına alıştığım için öyle hissettim. Mesela Adana'da birine yol sorduğunuzda o insan sınırlarını zorlayarak, kendini parçalayarak anlatır sorduğunuz yeri. Hatta sizinle gelip götürebilir. Adana öyle bir yer. Ama burada belki 30 kişiye adres sordum. "Bakırcılar çarşısı nerede?" cümlesi en çok kullandığım cümle olma yolunda hızla ilerliyor. Kimse de sallamıyor pek. Birkaç otobüs durdurdum önce. Hepsine de "Bakırcılar çarşısına gider mi?" diye sorduğumda "Yok" deyip devam ettiler. "Nasıl giderim peki?" sorusunu sormama bile fırsat vermeden gittiler. En son bi otobüs durdurup sordum. Sağolsun şoför "Sen gel, ben otobüsün geçtiği yerde indiririm seni" dedi. Bindim otobüse, şoför yabancısı olduğumu anladı şehrin. Nereli olduğumu sordu. Adana deyince adam çocuklar gibi şen oldu. Meğer o da Adanalıymış. Bu iyiliği Adanalıdan başkası yapmaz tabi, tahmin etmeliydim şoförün Adanalı olduğunu. Neyse bindim otobüse, bakırcılar çarşısına gidiyorum. Gaziantep de hayli büyükmüş hani. Uzun sürdü yol. Otobüstekiler beni turist sandılar sağolsunlar. E tabi uzun saçlı, şortla gezen bir erkek pek yok buralarda. Turist de çok sayılır. Hatta burada 3 dil konuşuluyor diyebilirim. Türkçe, Arapça, İngilizce. Suriye plakalı araçlar oldukça fazla. Arapça konuşanlar da öyle. Üniversite çok fazla yabancı öğrenci aldığı için yabancı insanlar da var. İngilizce konuşulmasına alışkın halk. Hatta yıl içinde buraya geldiğimde otobüste Lehçe konuşulduğuna şahit olmuştum.  Bakırcılar çarşısına geldiğimde de hayli turist vardı. Herkesin elinde fotoğraf makinesi, her şeyin fotoğrafını çekiyorlardı. Tabi Lütfi durur mu? Hemen ben de çıkarttım makinemi, bir Amerikalı kafileye katıldım hemen. Erittiler aralarında beni. Tanıştık, konuştuk. Bir de rehber vardı başlarında. İşte gördüğümüz yerleri anlatıyordu İngilizce. Ben de dinledim, sonuçta ben de yabancıyım. Turistlerin en çok şaşırdığı şeyler de kurutulmuş dolmalık patlıcan biber ve kabaklar. Gaziantep'te her yerde bunlardan var. Hatta evlerin balkonlarında çamaşır iplerine asmışlar biberleri, patlıcanları. Her şeyi kurutuyorlarmış. Patlıcan, biber, kabak, bamye, domates ve aklınıza gelebilecek diğer tüm sebzeler. Yabancı değilim bu olaya. Adana'da anneannem ve babaannelerim (babaannem ve ikizi) de kurutur ama bu kadar çok değil. Bir de burada nem olmadığı için çok çabuk kuruyormuş.

Şu an hala Saklı Bahçe'deyim. Gaziantep'in en ünlü yemeklerinden biri olan Kaşarlı Pide yedim. Yanında çay içmeyi çok isterdim ama sıcağın ve kafeinsizliğin etkisiyle kola içtim. Zaten Gaziantep'te yemekler konusunda ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Mutfağı çok geniş olan bir şehir ama benim yemekelerde soğan, sarımsak ve et yememe sorunum var. E Gaziantep mutfağında da bunları çokça kullanıyorlar. O yüzden kaşarlı pide gibi basit şeyleri yiyebiliyorum.

Nargilesi çok güzel sanırım buranın. Çok da güzel kokuyor meret. Kendimi çok zor tutuyorum fakat yalnızken nargile içmeyi sevmiyorum. Bak işte yine geldi bir koku. Şeftali-nane sanırım. Ne de güzel olurdu ama kendime hakim oluyorum. Nargile içmek için de Gizem'i bekleyeceğim.

Şimdi geldi aklıma, yakınlarda Gaziantep Kalesi vardı. Eve gitmeden önce bir de gidip orayı göreyim. Yazıma da evde devam ederim artık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder