4 Kasım 2012 Pazar


Bob Dylan - Pledging My Time

Ne vardı sanki 60’lar Amerikasında 20li yaşlarımda olsaydım? Rock’n Roll’a kafayı taksaydım. İstediğim gibi yaşasaydım?

Bob Dylan’ın zirve olduğu zamanlarda plaklarını sabaha kadar açık bıraksaydım. Yalnız ya da birkaç arkadaşımla ahşap tabanlı, kırık aynalı, kirli duvarlı, tahtakurulu bir evde usul usul şarap için eğlenseydik? Ev sahibi yaşlı kadın yemeğimizi verirse yer vermezse yemezdik. Günlerimiz kitapçılarda, plakçılarda geçseydi. İki gün çalışıp, 3 gün yatsaydık.

1966’da Blonde on Blonde çıktığında günü birlik işlerde, kitapçılarda, pizzacıda, restoranlarda tuvalet temizleseydim sırf albümü alabilmek için. Saatlerce sırada bekleseydim plakçının önünde. Kendi kazandığım parayla albüm alacak olmanın haklı gururunu yaşasaydım yüksek binalarda çalışan takım elbiseli insanların yanında pespaye halimle.

Plağı aldıktan sonra yine o kirli odama giderdim kız arkadaşımla, bir şarap eşliğinde gözlerimizi kapatır çoğu zaman, sigaraların birini söndürüp birini yakarak dinlerdik. Kısa sevişmelerle her şarkıyı kutlardık.

Ertesi gün başka bir iş için, başka bir amaçla çıkardık sokağa, ya da günlerce çıkmazdık pis odamızdan, günlerce sevişirdik hayatın anlamı oymuş gibi.

Hoş olurdu bence.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder