5 Mayıs 2013 Pazar

Ve son olarak dişlerini fırçalamayan tüm insanlara kızgınım

Kahvenizi alın, gelin insanlar, yazıyorum.
Nankörlüğümüzü yazıyorum. Doyumsuzluğumuzu yazıyorum. Hasta yatağımdan, kıskançlığımla yazıyorum. Gezip tozan insanları, okula giden insanları kıskanarak yazıyorum. İspanya'nın sokaklarında, Küba'nın dağlarında hayallerimi yaşayan insanlara olan nefretimle yazıyorum.

Çok nankörüz insanlar. Bunu okuyan herkes, ben, bakkal amca, dilenci teyze, Sabancı Holding yönetim kurulundaki milyarlık saat takan takım elbiseliler, sokakta top oynayan küçük çocuklar hepimiz çok nankörüz. Yetinmeyi bilmeyen, kendini bir şey sanan varlıklarız. Eğitim sistemlerinden, hayattan hiçbir farkımız yok. Hepimiz daha fazlasını istiyoruz. Hiçbir şeyle mutlu olamıyoruz. Ulan, mutlu olmak için o kadar çok nedenimiz varken biz cımbızla çekip buluyoruz bir karalar bağlama sebebi. Başkasının çabalayıp da elde edemediği şeylere sahip olduğumuz için isyan ediyoruz.

Hayat yaşamaya değer mi, Türkiye yaşamak için ideal coğrafya mıdır bilmem ama insan bedeni asla mutlak mutluluğu yakalayabilecek bir konuma sahip değil. "Boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor" denilen yer şüphesiz ki insan zihnidir. Gücünü yadırgadığımız zihindir bizi sürükleyen bu mutsuzluk nehrinin akıntısı. Aciz gözlerimizi açıp biraz etrafımıza baksak, hayat aslında mutlu olacak milyonlarca nedenle dolu. Aynı resme bakan ve biri güneşin doğuşunu görürken diğeri güneşin batışını gören iyimser ve karamsarın klişe hikayesinden bahsetmeyeceğim elbet. Fakat mutlu olmak için o kadar neden varken mutsuz olmamız koyuyor  bana. Tüm insanlar için mutluluğu isteyen, iyi bir insan değildim ben. Ta ki bir haftadır yatağa bağlanana kadar. Bir şeylerin farkına vardım. Bir şeylerin eksikliğini hissettim. Evet, tam da şimdi "Bir şeyin değerini kaybedince anlarsın" klişesini yapıyorum. İnsanlar, biliyor musunuz ki uyurken özgürce sağa sola dönebilmek bir nimetmiş? İstediğiniz zaman su içebilmek bir nimetmiş? Bilmiyorsunuz tabi çoğunuz, çünkü hiç eksik kalmadınız bunlardan.

Demem o ki, dünyada gerçek sorunları, gerçek eksiklikleri, gerçek mutsuzluk sebepleri olan insanların olduğunu unutuyoruz bazen. Okumak isteyip de okuyamayan insanlar varken ben bugün kitaplarımın eksikliğinden dolayı üzüldüm. Okumadığım onca kitap varken hem de. Karısını, kocasını kaybeden onca insan varken bugün bir arkadaşım platonik aşkını başka biriyle gördüğü için kendini içkiye vurdu. Ayakkabı giyecek ayağı olmayan insanlar varken bugün birçok kız dolaplar dolusu ayakkabısına bir yenisini daha eklemek için dükkanları gezdi. Ayakkabı alacak parası olmayan insanlar varken  bugün genç bir kız ayakkabısının aynısını başka birinde gördüğü için bir daha giymemek üzere dolabına fırlattı ayakkabısını.

Eğer hala sıkılmayıp okuyan varsa devam ediyorum. Tüm bunlardan "O zaman insan aldığı nefese bile sevinmeli" sonucunu çıkartmak saçma olur. Benim bahsettiğim tek şey her şeyi dozunda yaşamak gerektiği. Mutsuzluğun bir sınırı vardır mesela. Ayakkabını başka birinde gördüğün için hayata küsemezsin ya da başkasının hayatını zindana çeviremezsin. Böyle bir hakkın yok. O ayakkabının üreticisi olan firmanın aynı ayakkabıdan binlerce ürettiğini bilerek aldın sen onu. Hayır, havan kime?

Çizgi filmlerde sevdiğimiz karakterin galibiyetiyle sevinen çocuklardık biz. Ne ara bu hale geldik? Neden böyle olduk? Herkesin sorunu bu demeyin çünkü değil. Babaannem böyle değil, teyzem böyle değil. Bizden önceki nesiller böyle değil. Üstelik "eski" dediğimiz, beğenmediğimiz o neslin insanlarının çoğu anne baba hatta kardeş kaybetmenin acısını bile yaşadılar. Bir arkadaşı trip attı diye (Trip atma olayına sonra değineceğim) depresyona giren, içkiler içen bir nesil, annesi babası ya da kardeşi ölünce ne yapar? Üstelik benim teyzem tesadüfen bir yerde Zeki Müren şarkısı duymasıyla sevinebilen bir insan.

Eskiden sokakta kavga edip beş dakika sonra aynı takımda maç yapan, aynı oyunu oynayan çocuklarken şimdi bizlerdeki bu trip atma hevesi nedir peki? Mesajlara beş dakika geç cevap verildiği için trip atanlar var. Bunu yapan insan 7-8 yıl önce yaptığı çağrıya 5 dakika geç çağrı atıldığı için de trip atıyordu. Tüm konuşması çağrıyla olan insanlar şimdi "last seen"leri takip ediyor Whatsapp!lerde, ona göre trip atıyor.

Hepimize benim öfkem. Etrafında kendisini seven yığınla insan olduğu halde ilgiye aç olan insanlara, yeşil pasaportu olup da dünyayı gezmeyen insanlara, Almanya'da yaşayan tüm insanlara, İspanya'da yaşayıp da mutsuz olan tüm insanlara, kendini siyasete kaptırmış insanlara, trip atan tüm insanlara. Masumiyetini kaybetmiş tüm insanlara kızgınım. "Eski" olan her şeyi sevmeyen insanlara kızgınım. Kitap okumayan tüm insanlara kızgınım. Ve son olarak aklıma gelen en son sebep, dişlerini fırçalamayan tüm insanalara kızgınım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder