1 Temmuz 2013 Pazartesi

Geminin gelmeyeceği gibi güneş de doğmayacak

Hiç gelmeyecek bir gemiyi beklemek gibiydi bazen.
Gelmeyeceğini bilip de küçük umudunu körüklemek gibi içten içe.
Sahilde bir banka oturup gözlerini ufka dikmek gibi.
İskelede içtiğin sigarayla sahilde içtiğin sigaranın farklı olacağını sanarak yolları aşındırmak gibi.
Bazen beklediğini unutup insanları izlemek gibi.
İnsanların gözlerinde gizledikleri endişelerine ortak olmaya çalışmak, buna inanmak gibi.
Benliğindeki yalnızlığı kimseye fark ettirmeden gidermeye çalışmanın verdiği huzursuzluğun, huzura giden yola açılan bir kapı olduğuna inanmak gibi.
Her insan bir kitap değil miydi zaten? Önünden geçen her insanın hayatını düşünerek bir kitap okuyor olmuyor muyuz sanki? Sigaralarından çektikleri her nefesin derinliğiyle dertlerini bağdaştırmaya çalışmak, ileriki sayfaları tahmin etmeye çalışmaktan farklı mı?
İnsanları izlemek kitabın ortasından kopan birkaç sayfayı okumaya benzemiyor mu? Ne başını biliyoruz ne de sonunu bileceğiz. Hüzünlü bir merak, yarım kalmış tatmin. İstediğin gibi tamamlayacağın bir son, huzursuz bir özgürlük aslında.
Sonra kuşlar var.
İnsanlar kuşları özgür sanıyorlar. Çok yazık.
Oysa kuşların evsiz insanlardan ne farkı var?
Gri bulutlara bakarak bekliyordu güneşin çıkmasını.
Güneşi beklerken bulutları sevdi, gemiyi beklerken denizi sevdiği gibi.
Hoş, ne de olsa geminin gelmeyeceği gibi güneş de doğmayacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder