9 Temmuz 2013 Salı

"Sen kimsin de nasihat ediyorsun" derdirtme potansiyeli olan yazı.

Aylar, yıllar geçtikçe hayattaki her şey değişiyor. Değişiyormuş. En ufak bir şey bile aynı kalmıyor. Zamanın hayatlarımızdan alıp götürdüğü şeylere engel olmak şurada dursun, uzaktan bakabilmek bile zor. Önümüze bakmayı bir anlığına dahi bırakınca işlerin daha da kötüye gideceği gerçeğiyle yüzleşmek, onunla yaşamayı öğrenmek zorundalığı dünyanın en acımasız gerçeklerinden biri.

Pek çok insan var geçmişin tozlu odalarında yaşamaya çalışan, kendini buna zorlayan pek çok insan. Geçmişten kopamadığı için geleceğe açılan pencerelerdeki tozları bir türlü silemeyen bir çok insan. Gelecek çok açık olmasa da bir pencereden görülebilecek kadar yakın. Geleceğe korkuyla bakmaktansa gelecek için bir şeyler yapmak gerek. Savaş alanı dünyada, kuytuya çekilip birinin seni öldürmesini beklemektense, o alana çıkıp savaşmak gerek. Öleceksen de kabullendiğin için değil, amacın uğruna ölmek gerek. 

Aşık olmak güzel mi yoksa dünyanın en boktan şeyi mi bunun cevabını verebilmek çok zor. Herkes için değişen, herkesin kendine göre haklı olduğu bir sorun. İnsanların geçmişleri geleceklerini şekillendirdi bugüne kadar, ve bu değişmeyecek, eminim. Ama değişmeli. Geçmişte yaşadığı hüsranları, gelecekte yaşayacağı mutluluklara engel olarak kullanmamalı insan. Acı çektiren bir aşk, bir ilişki gelecekte başına gelebilecek güzel şeyleri engellememeli. Hayatın bir noktasında, doğru kişi, doğru zaman ikilisi buluşacak, umudu kaybetmemeli. Doğru kişi gelmiştir belki öncesinde, ama insan geçmişin gölgesinden gün ışığına çıkamadığından fark edememiştir. Ya da ışığa çıktığında doğru kişi çoktan gitmiştir.

Her şey yataktan kalktıktan sonra mutfağa gitmeye mi yoksa camdan bakmaya mı karar verebilmekle ilgili. Bırakın mutfağı, kahveyi biraz daha geç için. Önce aralayın perdenizi, açın camı, bir bakın sokağa. Hayatın devam ettiğini görün, hayatla beraber devam edin. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder