16 Ekim 2013 Çarşamba

Anlamadığım şey şu ki, yabancı şarkıcı / grupların Jesus hakkında zilyon tane şarkı yapmış olması ve herkesin bunu dinlemesi mi doğal olan, yoksa bizde Muhammed'le ilgili şarkı olmaması ve olsa da insanların bunu dinlemeyecek olması mı doğal olan?
Burada, hani lisede, ortaokulda size "İngilizce şarkı neden dinliyorsun? Adam ne diyor anlıyor musun?" dedikleri zamana dönmemiz gerek. Biraz önce "Jesus" isimli bir şarkı dinledim. Müziği çok güzeldi, sözlerin de genelini anladım ama yine de internetten baktım. Şarkıda benim bilmediğim bir sürü hristiyan şeylerinden bahsediyor. Bunu dinleyen binlerce Avrupalı hristiyan var. Müslümanlar da vardır elbet. Hatta İngilizceye hakim olmayan ve benim gibi sözleri merak edip bakmayan bir çok insan dinleyecek. (O lisedeki ortaokuldaki arkadaşlarınızın selamı var size) Ama söylemek istediğim şu: Onlar kendi dinleri ve peygamberleriyle bu kadar barışıkken, şarkıda ona hitap ederek konuşabiliyorken, biz neden "Muhammed" demeye bile çekiniyoruz? Muhammed ile ilgili şarkı yok benim bildiğim kadarıyla. (İlahiler konumuzun dışıdır) Olsa bile bunu dinleyebilir miyiz bilmiyorum. Birkaç kişi dinlerse dinler, onlar da gizli gizli. 
Her müslümanın gerici ve yobaz olduğu düşüncesini, aciz beyinlerinize kim koyduysa, buna inanmamak sizin elinizdeydi. Her şey için çok geç değil elbet, ama sizin kendi yanlışınızı kabul edebileceğinizi pek sanmıyorum.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Yalnızlık soyut değil, somut bir şeydir. Yalnızlık, bir insanın başkalarıyla arasına koyduğu boşluktur. Yalnızlık, insanın diğerlerinden uzak durmasıdır. Yalnızlık ağızdan çıkmayan onca söze rağmen, beyne akın eden binlerce düşüncedir. Yalnızlık bir kafeye gidip, tek başına; etrafı, etraftaki birlikte oturan insanları izleyerek yemek yemektir. Yalnızlık, sigara içerken izmarite uzun uzun bakmaktır.  

Herkesin çevresinde yalnız insanlar vardır. Bir bakın. Sınıfa gelip tek kelime etmeden, telefonuna bile bakmadan, en arka sırada dersi dinleyip, not alıp, dersin bitimiyle birlikte sınıfı ilk terkeden insana bakın. Çıkmak istediği kapıda duran insanlara tek kelime etmeden, nefesini tutup, yanlarından süzülerek geçen insanlara bakın. Yalnızlık, bir insanın otobüsteki diğer insanlardan uzak durması demektir.  Yalnızlık, insanın etrafında, görünmeyen bir küredir. Ne kadar acı çekmişse, ne kadar ihanete uğramışsa, umudunu ne kadar kaybetmişse o kadar büyüktür o küre. O kadar uzak durur insanlardan.  

Yalnızlık soyut değil, somut bir kavramdır.

4 Ekim 2013 Cuma

Nereye gideceğimi bilmiyorum. Büyük kalabalığın içinde, küçücük bir yalnızım. Hangi yol nereye çıkıyor unuttum. Taksiler boş geçiyor, binemiyorum. Hiçbiri götürmeyecek beni, ait olduğum yere. 
Eksiğim yine. Her zamankinden daha eksik bu sefer. Biraz daha yalnız. Biraz daha koyu rengim. 
Hayat damarlarımdan biri koptu sanki. Kalbim olabildiğince yavaşladı. Sakat bir dilenci hızında atıyor; yavaş yavaş, sürünerek. Ne olduğunu kimse bilmiyor, görmedi, inanmadı.

Şimdi ben, parlak bir gökyüzünde, bembeyaz bulutların arasında tek başına siyah bir bulut. Yağmur taşıyorum içimde. Rotası olmayan bir rüzgarla ilerliyorum belli belirsiz. Bir varım, bir yok. Güneşi alınca arkama, güzel bir manzara bakanlar için. Elleriyle kapatmıyorlar artık gözlerini. İçimdeki acı, onlar için doğal bir gölgelik. Henüz karar vermedi rüzgar, nerede duracağıma. Taşıdığım yağmuru nereye bırakacağıma karar vermedi. Damlalarla hangi yolları ıslatıp hangi duvarları yıkacağım hala meçhul. 

Benim acım herkese yetecek.
Küçük siyah bir yağmur bulutuyum bugün. Sürüklenerek tüm şehirleri gezeceğim. Tüm arnavut kaldırımları ıslanacak gözyaşlarımla. Islanmayan bir tek kaldırım taşı dahi kalmayana kadar durmayacak gözyaşlarım. Elbet güneş açacak her geçtiğim sokakta. Islak kaldırımlar kuruyacak, yağmur kokusu iyi gelecek herkese. En son damla düşünce yeryüzüne, ben yine beyaz bir bulut olacağım.